2026 yılı için ilan edilen 28.075 TL’lik asgari ücret, Türkiye ekonomisini salt bir gelir artışı tartışmasının ötesine taşıyarak, ekonomik akıl ile toplumun geçim beklentileri arasındaki kırılgan çizgide yeni bir sınamayla karşı karşıya bırakıyor. Söz konusu tutar, artık yalnızca çalışanların maaşına yapılan teknik bir ayarlama olarak değil, enflasyonla mücadelede izlenecek yolun ve önümüzdeki dönemin makroekonomik tercihlerinin sosyal etkileriyle birlikte kurgulandığını gösteren temel bir politika göstergesi niteliği taşıyor.
Ekonomi yönetiminin enflasyon beklentilerini merkeze alan tercihi, fiyatlar genel düzeyinde kalıcı bir denge kurmayı amaçlarken, eş zamanlı olarak hanehalklarının alım gücünü son yılların en ağır sınamalarından biriyle karşı karşıya bırakıyor. Bu aşamada, istatistiklerin çizdiği tablo ile gündelik hayatın somut koşulları arasındaki açının ne ölçüde kapatılabildiği, izlenen ekonomi politikasının gerçek performansını belirleyen temel ölçüt haline dönüşmüş durumda. Türk-İş’in Kasım 2025 için ilan ettiği 29.828 TL’lik açlık sınırının, asgari ücret düzeyinin üzerinde yer alması ise tartışmanın merkezine oturan ve sosyal etkileri bakımından ciddiyetle ele alınması gereken başlıca başlık olarak öne çıkıyor.
Makalenin tamamı için:
Tam Metni Görüntüle




