Faiz Artarsa / Sabit Kalırsa Ne Anlamalı?

Perşembe günü açıklanacak politika faizi kararı, Türkiye ekonomisi açısından yalnızca teknik bir para politikası adımı değil; aynı zamanda yeni ekonomi yönetiminin kredibilitesini ve yönünü test edecek kritik bir eşik niteliği taşıyor. Geçtiğimiz yılı yaklaşık %65 enflasyonla kapatan, son haftalarda net rezervleri 19 milyar doların üzerinde eriyerek -53,9 milyar dolara gerileyen bir ekonomide, “yılı %40’lar seviyesinde bitireceğiz” iddiasının piyasa nezdinde karşılık bulabilmesi için güçlü ve ikna edici adımlar gerekiyor. Aksi halde, dış kaynak girişinin sağlanması neredeyse imkânsız hale geliyor.

Faiz artışı, bu noktada yalnızca enflasyonla mücadele aracı değil; aynı zamanda Mehmet Şimşek liderliğinde oluşturulan programın samimiyetini ve kararlılığını gösterecek bir sinyal olarak öne çıkıyor. Seçim sonrası dönemi beklemeden atılacak bir faiz artırımı, programa duyulan güveni ciddi biçimde artırabilir. Bunun eş zamanlı olarak kamu harcamalarında tasarruf tedbirleriyle desteklenmesi ve kontrollü bir kur gevşemesiyle birlikte uluslararası fonlarla anlaşma zemini oluşturulması halinde, Türkiye’nin yeniden döviz girişi sağlayabilecek bir patikaya girmesi mümkün olabilir. Böyle bir senaryo, NATO oylamalarından savunma sanayi tartışmalarına kadar pek çok başlığın da arka planını netleştirebilir.

Buna karşılık, faizlerin sabit tutulması halinde riskler hızla büyüyor. Halihazırda yıl sonu enflasyonunun %50’nin altına inmesinin zor olduğunu hesaplayan çok sayıda ekonomist varken, faiz artışından kaçınılması durumunda enflasyon beklentilerinin %60 ve üzerine taşınması kuvvetle muhtemel. Bu senaryoda faiz–enflasyon arasındaki negatif reel faiz makası kapanmayacak, net rezervlerdeki erime hızlanacak ve birkaç ay içinde döviz kuru üzerindeki baskı müdahale edilemez bir noktaya ulaşabilecektir. Böyle bir tablo, hem fiyat istikrarı hem de finansal istikrar açısından çok daha sert sonuçlar doğurabilir.

Faiz, toplumsal açıdan en sevimsiz ve en maliyetli araçlardan biri olsa da mevcut küresel sistemde kısa vadede kaçınılması zor bir enstrüman olarak karşımıza çıkıyor. Yüzyıllar önce kurulan borca dayalı finansal mimari, bugün emeğin önemli bir bölümünün çalışmadan kazanan kesimlere transfer edilmesini neredeyse normalleştirmiş durumda. Bu durum derin felsefi ve iktisadi tartışmaları beraberinde getirse de, mevcut koşullarda asıl belirleyici olan perşembe günü verilecek kararın piyasalara nasıl bir mesaj vereceği olacak.

Makalenin tamamı için:
Tam Metni Görüntüle