Türkiye’nin Kazakistan’a gerçekleştirdiği rekor ihracat, Türk Dünyası ile ilişkiler açısından olumlu bir gelişme olmakla birlikte, toplam ihracat hacmi içinde sınırlı bir paya sahip. Asıl kritik nokta ise ihracatın miktarından ziyade içeriği. Gerek ABD’ye gerek Kazakistan’a yapılan satışların büyük bölümü düşük ve orta teknoloji ürünlerinden oluşuyor. Bu tablo, Türkiye’nin küresel üretim liginde halen orta sınıf bir oyuncu olarak kaldığını gösteriyor.
Sorunun kaynağı faiz ya da döviz politikaları değil; üretilen ve satılan ürünlerin niteliği. Türkiye, dünya ekonomisini bir şehir olarak düşünürsek, toplam cironun çok küçük bir bölümüne sahip, bulunduğu ligden çıkamayan bir KOBİ konumunda. Bu konumdan kurtulmanın tek yolu, yüksek teknoloji odaklı bir üretim ve ihracat modeline geçmekten geçiyor. Faizden dövize, eğitimden savunma sanayine kadar tüm politikalar bu hedefe göre kurgulanmadıkça kalıcı bir sıçrama mümkün değil.
Tarihsel örnekler bu dönüşümün mümkün olduğunu gösteriyor. Çin, Almanya ve daha önce İngiltere gibi ülkeler, düşük teknolojili üretimle başlayıp teknoloji transferi, kopyalama ve öğrenme süreçleriyle yüksek katma değerli ürünlere geçişi başardılar. Bugün Çin’in 5G ve ileri teknoloji alanlarında ABD ile rekabet edebilmesi, bu uzun vadeli stratejinin sonucu.
Türkiye açısından kritik fırsat, Türk Dünyası ile kurulabilecek yeni üretim ve yatırım ilişkilerinde yatıyor. Orta teknoloji ve emek yoğun üretimin bu coğrafyaya taşınması, Türkiye’nin ise yüksek teknolojiye odaklanması mümkündür. Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesi kapsamında bölgeye yönelmesi ve Rusya’nın zayıflayan etkisi, Türkiye’ye dengeleyici ve lider bir rol üstlenme imkânı sunuyor.
Bu dönüşümün başarısı, devlet koordinasyonunda özel sektör, üniversiteler ve toplumun ortak hedef etrafında kenetlenmesine bağlı. Özellikle üniversitelerin, şirketlerin Ar-Ge merkezleri gibi çalışması; mühendislik, fen ve iktisadi-idari bilimler öğrencilerinin eğitimlerinin önemli bölümünü sahada geçirmesi hayati öneme sahip. Bugün milyonlarca üniversite öğrencisinin potansiyeli atıl durumda bulunuyor. Bu gücün üretime entegre edilmesi, dönüşümün en güçlü kaldıraçlarından biri olacaktır.
Sonuç olarak Türkiye’nin önündeki yol, kısa vadeli faiz ve döviz tartışmalarını aşan, ürün ve teknoloji merkezli bir yapısal dönüşümden geçiyor. Doğru ürünleri üretebilen bir Türkiye için borç, faiz ve kur sorunları tali meseleler haline gelecektir. Tarihsel bir fırsat penceresi açılmış durumda; mesele bu fırsatı zamanında ve kararlılıkla değerlendirebilmek.
Makalenin tamamı için:
Tam Metni Görüntüle




