Küresel Piyasalar ve Türkiye Ekonomisi: ABD’deki Krizin Sonu ve Yeni Yol Haritaları
11.11.2025 tarihi itibarıyla küresel finans sistemi, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarihinin en uzun süren hükümet krizinin sona ermesi ve bu durumun piyasalara yansımasıyla kritik bir dönemece girmiştir. Yaklaşık 40 gün süren bu kapanma süreci, sadece ABD iç siyasetini değil, altın ve gümüş fiyatlarından gelişmekte olan ülkelerin para politikalarına kadar geniş bir yelpazeyi etkilemiştir. Bu analizde, küresel likidite koşullarındaki değişimler ile Yeni Şafak gazetesinin Türkiye ekonomisi için sunduğu 6 maddelik çözüm önerilerinin teknik derinliği ve uygulanabilirliği profesyonel bir bakış açısıyla ele alınmaktadır.
Fed ve Miktarsal Genişleme: “Helikopter Para” Yeniden mi Dönüyor?
ABD’de hükümetin açılmasına yönelik ortak kanaatin oluşmasıyla birlikte, New York Fed Başkanı Williams‘ın yaptığı açıklamalar piyasalar üzerinde belirleyici bir etki yaratmıştır. Teknik bir terim olan miktarsal genişleme (QE), merkez bankasının doğrudan şirketlerden bono ve tahvil alarak piyasaya taze para sürmesi anlamına gelmektedir. Bu durum, faizlerin düşmesiyle kredilerin artmasını sağlayan klasik parasal genişlemeden farklı olarak, rezerv para birimi olan doların arzını doğrudan artırarak ABD’nin borçlarını enflasyon yoluyla eritme stratejisine işaret etmektedir.
Piyasalarda bu genişleme öncesinde ciddi bir çalkalanma gözlemlenmektedir; özellikle Michael Burry gibi isimlerin Nvidia ve diğer teknoloji devlerine karşı short (açığa satış) pozisyonlar alması, bir “balon” endişesini tetiklemektedir. Bloomberg tarafından paylaşılan ve “Muhteşem Yedili” olarak bilinen teknoloji firmalarının birbirini nasıl fonladığını gösteren diyagramlar ile Heidenberg Omen endeksindeki sinyaller, piyasanın en üstündeki ve en altındaki firmalar arasındaki fiyat açılımının tehlikeli bir noktaya vardığını göstermektedir. Bu küresel konjonktürde altının 4.000 TL seviyesinin üzerine çıkması ve gümüşün ons bazında 50 dolar sınırına dayanması, yatırımcıların güvenli liman arayışının bir sonucudur.
Türkiye İçin Ekonomi Önerileri: Yapısal Dönüşüm mü, Riskli bir Devrim mi?
Yurt içinde ise Yeni Şafak gazetesinin ekonomi yönetimine sunduğu 6 maddelik öneri paketi tartışılmaktadır. Bu önerilerin merkezinde, bankalardaki mevduatların yaklaşık %35-50’sinin yabancı para cinsinden olmasıyla oluşan “istikrar problemi” yer almaktadır. Türkiye’deki banka hesaplarında bulunan 153 milyar dolarlık döviz bakiyesi, krediye dönüşemediği için atıl bir kapasite ve maliyet oluşturmaktadır.
Önerilen radikal değişiklikler ve teknik analizleri şöyledir:
- Mevduat Vergilendirmesi: Mevduat faizlerinden alınan verginin %30 seviyesine çıkarılması önerilmektedir. Ancak bu durumun, paranın sistemden kaçarak yastık altına gitmesi veya ani bir talep patlamasıyla enflasyonu tetiklemesi gibi ciddi riskleri bulunmaktadır.
- Ticaret Vergileri: Çin, Güney Kore, Japonya ve Hindistan gibi ülkelerden yapılan ithalata %40 ek vergi konulması gündemdedir. Türkiye’nin bu ülkelerle olan 80 milyar dolarlık ticaret hacminde verdiği 75 milyar dolarlık açık düşünülürse, bu hamle yerli üretimi teşvik edebilir; fakat aynı zamanda ithal girdi maliyetlerini artırarak enflasyona yol açabilir.
- Stratejik Üretim ve Cari Açık: Türkiye’nin sadece selüloz ithalatı için 20 milyar dolar harcaması ve motor ithalatından kaynaklı 4,5 milyar dolarlık açık vermesi, yapısal bir sorundur. TOGG gibi bir teknolojiyi üreten ülkenin, yıllık kullanımı 4 milyondan 8 milyona çıkması beklenen motosiklet motorlarını üretememesi, kalkınma ekonomisi perspektifiyle eleştirilmektedir.
Gelecek Projeksiyonu: 2026 Beklentileri ve Olası Riskler
2026 yılına dair makroekonomik beklentiler, hem küresel likiditeye hem de yerel sıkılaşma politikalarına bağlıdır. Videoda öne çıkan gelecek öngörüleri şunlardır:
- Enflasyon Hedefleri: TCMB‘nin enflasyon tahminlerinde sürekli revizyona gitmesi bir “itibar açığı” oluşturmaktadır. 2026 yılı için enflasyonun %23‘ün altında kalması zor görünmekle birlikte, Şubat ayındaki raporda yeni güncellemeler beklenmektedir.
- Fed’in Etkisi: Eğer Fed seri faiz indirimlerine ve miktarsal genişlemeye devam ederse, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere sıcak para girişi artabilir; bu senaryoda enflasyonun %20‘nin altına inmesi konuşulabilir.
- Temkinli Duruş Gerekliliği: Küresel fırsatlardan yararlanabilmek için Türkiye’nin özellikle yılın ilk 3 ayında faiz indirimi konusunda son derece temkinli davranması gerekmektedir.
- Yapısal Reform Riski: Ekonomik milliyetçilik ile liberal entegrasyon arasındaki ekol farkı, ani politika değişikliklerine yol açarsa “evrim” yerine “devrim” etkisi yaratarak piyasalarda komplikasyonlara neden olabilir.
Ekonomi yönetimi, kronik bir rahatsızlığı olan hastayı tedavi etmeye benzer; eğer hastaya gerekli tetkikler ve altyapı hazırlığı yapılmadan (akademik ve hukuki hazırlık) bir anda en güçlü ilaçları (radikal vergi ve ithalat yasakları) verirseniz, organ yetmezliğine (ekonomik durgunluk) yol açabilir; oysa iyileşme, dozajı iyi ayarlanmış ve zamana yayılmış disiplinli bir tedaviyle mümkündür.




