Asgari Ücret Belirleme Süreci: Refah Kaybı ve Ekonomik Dengeler Kıskacında 2026 Projeksiyonu
18.12.2025 tarihinde asgari ücret komisyonu çalışmaları tüm hızıyla devam ederken, ekonomist Levent Işık‘ın değerlendirmeleri konunun sadece bir rakamdan ibaret olmadığını, derin sosyolojik ve teknik boyutları olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’nin mevcut asgari ücret belirleme modelinin 1970’li yıllardan kalma bir sistem olduğu ve dünyadaki modern örneklerin gerisinde kaldığı vurgulanmaktadır. Özellikle Almanya ve Japonya’da uygulanan bölgesel sistemler veya Fransa’daki sektörel ve enflasyona bağlı otomatik güncelleme modelleri, Türkiye’nin reform ihtiyacını net bir şekilde göstermektedir. Bu süreç, sadece bir ücret artışı değil, enflasyonla mücadelede 30. ayına giren Türkiye ekonomisi için kritik bir sınav niteliği taşımaktadır.
Teknik Veriler ve Pazarlık Masasındaki Güç Dengesi
Asgari ücret görüşmelerinin tarihsel perspektifi incelendiğinde, yapılan 29 toplantının son 6 tanesinde ortak karar alınmışken, genel toplamda 21 toplantının işveren lehine, sadece 2 toplantının ise işçi lehine sonuçlandığı görülmektedir,. Geçen yılki yaklaşık %45‘lik enflasyon karşısında asgari ücrete yapılan %30‘luk zam, çalışanlar üzerinde ciddi bir refah kaybı yaratmıştır. 18.12.2025 itibarıyla masadaki en büyük gerginlik, bu refah kaybının telafisi ile hedeflenen enflasyon arasındaki makasın daraltılmasıdır.
Ekonomist Levent Işık, asgari ücret zammı için beklentinin %25 ile %28 bandında olduğunu ifade etmektedir,. Bu rakamın, gerçekleşmesi muhtemel olan %31 civarındaki enflasyonun altında kalacağı öngörülmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve TÜİK tarafından sunulan veri setleri; büyüme, istihdam seyri ve hanehalkı geçim koşulları gibi parametreleri içermektedir. Ancak akademik çalışmalar, ücret artışlarının enflasyonu doğrudan tetiklemesi gerekmediğini savunsa da, Ticaret Bakanlığı verilerine göre işletmelerin daha maaşlar yatmadan fiyatlarını artırması dezenflasyon sürecine zarar vermektedir,. Binlerce işletmeye ceza kesilmesine rağmen bu ahlaki sorunun önüne geçilememesi, “kendi kuyruğunu kovalama” olarak nitelendirilen bir enflasyon sarmalına yol açmaktadır.
Gelecek Projeksiyonu: 2026 Beklentileri ve Stagflasyon Riski
Asgari ücretin geleceğine ve 2026 yılına dair olası senaryolar ile riskler şu şekilde özetlenebilir:
- Refah Kaybı ve Açlık Sınırı: İşçilerin geçmiş yıl kaybı, mevcut enflasyon ve büyüme payı talepleri birleştiğinde %45–%50 bandında bir zam gerekmektedir; ancak bu oranda bir artış yapılsa dahi rakamın Şubat ayında açlık sınırının altında kalma riski bulunmaktadır.
- Stagflasyon Tehlikesi: Toplam istihdamdaki 30–32 milyon insanın yaklaşık 14 milyonunu doğrudan ilgilendiren bu ücretin reel değerini yitirmesi, tüketim harcamalarını durdurabilir,. Tüketimin azalması ise inovasyonun bitmesine, rekabetin azalmasına ve ekonominin stagflasyona (enflasyon içinde durgunluk) sürüklenmesine neden olabilir,.
- Ölçüm Yöntemi Değişikliği: Mevcut sistemin teknoloji ve çağın gerekliliklerine uygun olarak, Fransa veya Güney Afrika örneklerinde olduğu gibi her kesimin kendi enflasyonuna göre hesaplandığı bir modele evrilmesi beklenmektedir.
- Verimlilik Kaybı: Geçim derdi çeken, yaşlı ve çocuk bakımı gibi temel sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanan bir iş gücünden yüksek verimlilik beklemenin kurumsal yönetim ilkeleriyle bağdaşmadığı vurgulanmaktadır,.
Asgari ücret belirleme süreci, bitiş çizgisi sürekli ileri taşınan bir maraton koşusuna benzer; işçiler nefes nefese bu çizgiye (enflasyona) ulaşmaya çalışırken, daha maaş cebine girmeden etik dışı fiyat artıran işletmeler bitiş çizgisini her defasında daha da uzağa çekerek koşucunun (çalışanın) sahadan çekilmesine neden olmaktadır.




