Asgari Ücret ve Katma Değersiz Üretim

Asgari ücret, düşük katma değerli üretim ve vergi adaletsizliği

Asgari ücretin açıklanmasıyla birlikte Türkiye’de uzun süredir devam eden yapısal bir tartışma yeniden gündeme oturdu. Merkez Bankası’nın gerçekleşen değil beklenen enflasyona göre ücret belirlenmesi yönündeki duruşu, işçi temsilcilerinin beklentileriyle yine örtüşmedi. TÜRK-İŞ’in açlık sınırı bazlı 29.583 TL talebi kabul görmedi ve güncelleme, ihracatçılar başta olmak üzere maliyet kaygıları yüksek kesimlerin baskısıyla daha sınırlı tutuldu. Ancak asıl sorun, ücret tartışmasının ötesinde Türkiye’nin üretim modelinde gizli.

40 yılı aşkın süredir küresel pazarlarda varlık gösteren ihracatçılar, düşük işçilik maliyetini rekabet gücünün temeli hâline getirirken Ar-Ge, inovasyon, markalaşma ve kurumsallaşmaya yeterli yatırım yapmadı. Yüksek teknoloji üretimindeki zayıflık değişmediği için sektör hâlâ düşük katma değerli modele bağımlı. Ekonomi yönetiminin uzun süredir vurguladığı “daha kaliteli üretim, inovasyon ve verimlilik yatırımı” çağrısının nedeni de bu. Ucuz işçilikle ayakta duran bir rekabet stratejisi artık taşınamaz hâle geliyor.

2025’in zorlu geçeceği daha şimdiden hissediliyor. Asgari ücret artışı sonrası beklenen faiz indirimlerinin ekonomide nasıl bir kompozisyon yaratacağı belirsizliğini koruyor. Enflasyon düşüşünün netleşmemesine rağmen gevşeme sinyalleri, ekonomistler arasında soru işaretlerini artırıyor.

Bütün bunlar olurken gelir dağılımını en çok bozan ilk %5’lik kesimin vergilendirilmesine yönelik adımlar hâlâ atılmadı. Fransa’nın en zengin 24.300 aileye üç yıl boyunca %20 ek vergi uygulaması örneği ortadayken, Türkiye’de bu adımın gecikmesi dikkat çekiyor. Ekonomik yükün adil paylaşımı olmadan atılan adımların toplumsal karşılığının sınırlı kalacağı da gün gibi ortada.

Makalenin tamamını orijinal kaynağında okuyabilirsiniz:
Tam Metni Oku