ABD ekonomisi, uzun süredir ertelenen yapısal sorunların artık gizlenemez hale geldiği bir döneme girmiş durumda. Federal hükümetin 45 günden uzun süreli ek bütçe onayı alamaması, borçlanma kapasitesinin fiilen kilitlenmesi ve hükümetin kapanma ihtimalinin seçim öncesi kaçınılmaz hale gelmesi; yalnızca siyasi bir kriz değil, aynı zamanda derin bir ekonomik kırılmanın habercisi olarak okunmalı. Küresel finans sistemini ayakta tutan borçlanma mekanizması, artık ABD için işlemekte zorlanıyor.
ABD’nin yaklaşık 4,5 trilyon dolarlık gelirine karşılık, 5 trilyon dolara yaklaşan tahvil faiz yükünü nasıl çevireceği ciddi bir soru işareti. 2023’te batan bankalardan kaynaklanan yüz milyarlarca dolarlık zarar, 2024’te ortaya çıkması beklenen ve 1 trilyon doları aşabileceği tahmin edilen gerçek bankacılık krizi faturasıyla birleştiğinde, sistemin mevcut haliyle sürdürülebilirliği büyük ölçüde tartışmalı hale geliyor. Üstelik milyonlarca Amerikalının gıda yardımlarıyla ayakta kaldığı bir ortamda, olası bir hükümet kapanmasının yaratacağı sosyal patlama riski, ekonomik krizi siyasal ve toplumsal bir krize dönüştürebilir.
Bu noktada “nasıl olsa parasal genişleme yaparlar, faiz indirirler” yaklaşımı ise meseleyi çözmekten çok derinleştiriyor. Böyle bir adım, ABD ve Avrupa’da sert bir enflasyon dalgasını tetiklerken, doların rezerv para olma özelliğini hızla aşındırabilir. Tam da bu anı bekleyen BRICS ülkelerinin alternatif para çalışmaları, dolar merkezli küresel düzenin sorgulanmasını daha da hızlandıracaktır. Rezerv para statüsünün kaybı, tarih boyunca tüm imparatorluklar için çözülmenin başlangıcı olmuştur.
ABD açısından tablo iki uçlu bir açmaza işaret ediyor. Ya tarihsel örneklerde olduğu gibi, rezerv para gücünü kaybeden imparatorlukların kaderini paylaşarak uzun süreli ekonomik, sosyal ve psikolojik bir içe kapanma sürecine girecekler; ya da bu kaçınılmaz sona direnmek için her şeyi göze alacaklar. Bu “her şey”in içinde ise savaş ihtimali önemli bir yer tutuyor. Çünkü rezerv para sahibi bir süper güç için savaş, aynı zamanda ekonomik sistemi yeniden şekillendirme aracıdır. Ancak ABD’yi bugünkü kırılgan noktaya getirenin de geçmiş savaşların yarattığı mali yük olduğu unutulmamalı.
Çin faktörü bu denklemin merkezinde yer alıyor. ABD’nin ensesindeki en büyük rakip olan Çin’i ekonomik ve jeopolitik olarak dizginlemenin yolları giderek daralıyor. Demokratlar için bu tür sert güç senaryolarının uygulanabilirliği zayıfken, Trump’ın seçilmesi halinde denklem farklı bir yöne evrilebilir. Ancak olayların Trump’a “savaş ihalesi” bırakacak şekilde gelişmesi ihtimali, küresel riskleri daha da artırıyor. Böyle bir senaryoda, savaş liderliği yetkileriyle ekonomiyi toparlama denemesi gündeme gelebilir; tıpkı 1929 Buhranı sonrasında yıllar içinde uygulanan politikalar gibi.
Neticede dünya ekonomisi, daha önce benzeri görülmemiş bir dönüşüm sürecine giriyor. Kontrol edilemez hızda gelişen teknolojiyle birlikte, rezerv para imparatorunun tahtının sarsılması aynı anda yaşanıyor. İngiliz Sterlini’nden dolara geçiş sürecinde iki dünya savaşı yaşanmıştı. Bu kez klasik savaşlardan ziyade, finansal, teknolojik ve ekonomik savaşların ön planda olduğu bambaşka bir dönem kapıda.
Makalenin tamamı için:
Tam Metni Görüntüle




