Türkiye’de geçen 16 aylık parasal sıkılaşma dönemine rağmen para arzındaki kesintisiz büyüme, enflasyonla mücadeleyi temelden zora soktu. M1, M2 ve M3 göstergelerinin son bir buçuk yılda rekor düzeylere ulaşması, faiz artırımlarının etkisini büyük ölçüde nötrledi. Yüksek faizle oluşan yeni para, kamu borçlanmaları ve banka mevduat faizleri üzerinden ekonomiye geri pompalanırken, üretim ve hizmet artışı yaşanmadan para tabanı hızla genişledi.
Bu tablo, gelir dağılımını bozarak orta sınıfı zayıflatırken, %20’lik bir kesimin servetini olağanüstü ölçüde büyüttü. Aynı zamanda Merkez Bankası’nın KKM ödeme yükü, yükselen borçlanma faizleri ve miktarsal genişleme ihtiyacı nedeniyle bilanço zararını hızla artırdı. Aylık zararların 100 milyar TL’yi aştığı bir dönemde yıl sonu zararının 1 trilyon TL’yi geçmesi artık neredeyse kesinleşmiş durumda.
Küresel faktörler ise tabloyu daha riskli hale getiriyor. Japonya Merkez Bankası’nın olası faiz artışı, 20 trilyon dolarlık carry trade pozisyonunu tetikleyip ABD’den Türkiye’ye kadar tüm gelişmekte olan piyasaları sarsabilir. Buna bir de ABD başkanlık belirsizliği ve Orta Doğu’daki savaş riski eklenince, Türkiye’nin kontrolsüz genişleyen para arzıyla böyle bir fırtınaya yakalanması son derece tehlikeli bir senaryo.
Kısacası: Kritik bir dönemeçteyiz. Kontrolsüz para arzı, 16 aylık sıkılaşma dönemini boşa çıkarabilecek en büyük kırılganlığı oluşturuyor.
Makalenin tamamı için:
Tam Metni Oku




