Ekonomi biliminin en eski ve en temel tartışmalarından biri olan “değer” kavramı, son maaş güncellemeleriyle birlikte yeniden gündemin merkezine oturdu. Açıklanan oranlar bir “zam” ya da “artış” olarak değil, aksine önümüzdeki yıl kamu çalışanları ve emeklilerin gelir kaybının ne kadar derinleşeceğinin ilanı niteliğinde.
Bu tabloyu anlamak için iktisat teorisinin klasiklerinden David Ricardo’nun yaklaşımı güçlü bir çerçeve sunuyor. Ricardo’ya göre bir malın ya da hizmetin değeri, içindeki emek miktarı ve o emeğin ne kadar kıt olduğuyla belirlenir. Bugünkü maaş politikasının arka planına bu perspektiften bakıldığında, sorunların kaynağı daha net biçimde ortaya çıkıyor.
Türkiye, Avrupa’da ve gelişmiş ülkelerde eşi benzeri olmayan ölçekte bir e-devlet altyapısına sahip. Buna rağmen ülkede yaklaşık 5 milyon memur bulunuyor. Nüfusa oranla bu sayı mutlak olarak aşırı görünmese de, dijitalleşmenin bu seviyede olduğu bir sistemde verimlilik açısından ciddi bir problem olduğu açık. Objektif ve şeffaf performans ölçümleri yapılsa, kamudaki emek verimliliğinin beklentilerin oldukça altında kaldığı net biçimde görülecektir.
Özellikle 2018 sonrası dönemde memur sayısının hızla artması, bugünkü maaş güncellemelerinin zeminini hazırladı. Ricardo’nun değer teorisi açısından bakıldığında, emek arzının fazlalaşması ve verimliliğin düşmesi, emeğin piyasa değerini de aşağı çekiyor. Bugün açıklanan oranlar, aslında kamudaki emeğin “kıt” değil, fazlalık olarak algılandığının dolaylı bir itirafı niteliğinde.
Bu durumun en ağır bedelini elbette kamu çalışanları ve aileleri ödüyor. Mevcut ekonomik şartlar altında bu gelirlerle geçinmenin ne kadar zor olduğu ortada. Ancak asıl risk, bu yapısal sorunlar çözülmediği sürece ilerleyen yıllarda kaybın daha da derinleşecek olması.
Çözüm, maaş artışlarını rakamsal pazarlıklara sıkıştırmak değil; kamu yönetiminde köklü reformlara geri dönmek. Türkiye’nin 2003–2007 döneminde hayata geçirdiği ve kamu verimliliğini belirgin biçimde artıran reformlar, bunun mümkün olduğunu zaten göstermişti.
Bugün yapılması gereken; memur sayısını azaltmanın ötesinde, mevcut insan kaynağının verimliliğini yükseltecek, performansa, ölçülebilir çıktılara ve liyakata dayalı bir sistem kurmaktır. Dijital altyapı zaten mevcut. Eksik olan, bu altyapıyı etkin kullanan bir yönetim anlayışıdır.
Devlet, katma değeri yükseltecek bu dönüşümü başarabildiği ölçüde ortaya çıkan refahı kamu çalışanları ve emeklileriyle adil biçimde paylaşabilir. Aksi halde her yıl yapılan maaş “güncellemeleri”, refah artışı değil, kontrollü yoksullaşmanın belgesi olmaya devam edecektir.
Bu dönüşüm daha önce başarıldı. Doğru irade ve doğru reformlarla yeniden başarılması mümkündür.
Makalenin tamamı için:
Tam Metni Görüntüle




