Merkez Bankası’nın faizleri sabit tutarken yaptığı açıklama, enflasyonla mücadelede kısa vadeli baz etkilerine değil, aylık fiyat artışlarına odaklanılacağını net biçimde ortaya koyuyor. Aylık yüzde 1,5 civarında kalıcı bir enflasyon düşüşü sağlanmadan faiz indirimi yapılmayacağı mesajı, mevcut koşullarda neredeyse matematiksel olarak ulaşılamaz bir hedefe işaret ediyor. Buna rağmen verilen net duruş, kırılgan finansal dengeler açısından rasyonel bir tercih olarak öne çıkıyor. TL mevduat oranının sınırlı kaldığı, döviz fiyatlarının uzun süre müdahalelerle baskılandığı ve fiyatlama mekanizmasının bozulduğu bir ekonomide erken faiz indirimi, yalnızca kur şokunu değil, aynı zamanda gecikmiş fiyat ayarlamalarını da tetikleyebilir. Ancak para politikasının tek başına yeterli olmadığı bu süreçte, maliye politikası ve kamu harcamaları tarafında eş zamanlı ve güçlü adımlar atılmaması, ekonomiyi “narkoz altında tutulan ama ameliyat edilmeyen bir hasta” metaforuna sürüklüyor. Ücretli kesimin harcama gücünün zayıfladığı, M2 para arzının faizle şiştiği ve güvenin kırılgan olduğu bu tabloda, faiz indirimi yeni bir talep enflasyonu dalgası yaratma riskini taşıyor. Ortaya çıkan tablo, Türkiye ekonomisini giderek daralan bir politika alanına hapseden adeta “sonsuz bir cendere”yi işaret ediyor.
Makalenin tamamı için:
Tam Metni Görüntüle




