İKINCI VE BELKI DE EN KRITIK NEDEN ISE ÇIN ILEİRAN ARASINDAKI 800 MILYAR
DOLARLIK DEV ENERJI ANLAŞMASINI SABOTE EDEREKPEKIN’IN ENERJI ARZINI KESMEK VE
ÇIN’IN CANINI ACITMAK.
Savaşın ilk haftası sonlanmak üzereyken şu ana kadar çizilen tablodan ABD’nin
içine düştüğü stratejik körlüğü tüm çıplaklığıyla görür hale geldik. ABD ve
özellikle Trump İran’ın Farskül türünden gelen direnci karşısında adeta ummadık
taş baş yarar durumunu yaşıyor. Suriye’de ya da Latin Amerika’da işleyen teslim
alma modellerinin İran’da da sökmesini bekleyenler büyük bir hüsrana uğradı.
Morallerin çöktüğü bu tabloda Trump’ın müttefiklerine öfke kusması ve kendi
ekibini azarlaması, sakin görünmeye çalışsa da içindeki fırtınayı ele veriyor.
Gerçekler, İsrail’deki Amerikalıların tahliye feryatları ve Dubai
havalimanlarında mahsur kalanların dramıyla Washington’ın yüzüne tokat gibi
çarpıyor.
ABD içindeki kafa karışıklığı zirve yapmış durumda. Senatörlerin bile itiraf
ettiği gibi ABD sadece retorik üzerinden gerekçeler üretebiliyor. Trump’ın
rejimi değiştirme vaatleri ile ekibinin çıkarları koruma ya da envanter yok etme
iddiaları arasındaki tutarsızlık, hiçbir diplomatik masada tutunacak dal
bırakmıyor. Dış işleri bakanı bizi savaşa İsrail zorladı manasında vahim
açıklamalar yaparken savaş bakanı tüm dünyayı kendine aptal dedirtecek derecede
komik sebepler üzerinden İran’ı hedefe koyduklarını iddia ediyor.
Halk desteği %19’lara düşmüşken durumu güllük gülistanlık göstermeye çalışsa da,
ABD halkı kafasına göre ülkeyi savaşa sürükleyen ve Epstein davasına konu olası
sapıklık faaliyetlerinden ötürü her an kaderi karanlığa sürüklenme ihtimali
taşıyan Trump’ı fena halde kafaya takmış durumda.
Evet, aslına bakacak olursak bu savaşın arkasında yatan üç temel gerçek neden
bulunuyor. İlk neden 11 Eylül’den bu yana süregelen, neoliberal kapitalizmin
hammadde kaynaklarına çökme ve yeni tüketici kitleleri oluşturma stratejisi.
İkinci ve belki de en kritik neden ise Çin ile İran arasındaki 800 milyar
dolarlık dev enerji anlaşmasını sabote ederek Pekin’in enerji arzını kesmek ve
Çin’in canını acıtmak.
Üçüncü neden de 80 yıllık finans kapital kumar masasını dağıtıp yeni bir oyun
kurma arzusudur. İşte tam da bu nedenden ötürü İngiltere Trump’a mesafe koymuş
durumda. Yani arka planda benim yıllardır ifade ettiğim London City ile Wall
Street arasındaki bilek güreşi var. Çünkü Çin’i bugünlere ABD’ye alternatif
olarak İngiltere getirdi… Bunu ilerleyen günlerde bir kez daha detaylı
yazacağım. Şimdilik konumuzdan sapmadan devam edelim.
Enerji trafiğinin kalbi olan Hürmüz Boğazı kapalı. 700 gemi sıkışmış durumda.
Mesele sadece petrol değil. Dünyanın en büyük LNG tesislerinin sahibi olan Katar
da saldırı sonrası üretimi durdurdu ve trafiği kesti. Trump’ın Hürmüz’den
geçecek gemilere eskortluk teklifi ise modern SİHA ve hipersonik füze çağında
intiharla eşdeğer. Yani yine saçmalıyor. Tam bir stratejik körlük.
Askeri gerçekliklere baktığımızda işler çok daha vahim. ABD, İran’ın B-52’lerle
bile yok edilemeyen yeraltı şehirleri karşısında çaresiz. 90 milyonluk ve
binlerce dağa sahip bir coğrafyayı sadece hava operasyonuyla dize getirmek bir
hayalden ibaret. Üstelik ordusu 30 birime bölünmüş durumda ve her biri kendi
içinde inisiyatif kullanmaya yetkili. Çamurda savaşmayı yıllar önce bırakan ABD
böylesine zorlu bir coğrafyada karar harekatına karar dahi alsa başarılı olamaz.
Gelelim Türkiye’ye…. Bizi bekleyen tehlikeler de süreç uzadıkça artmaya devam
ediyor. Petrol, doğalgaz, altın, gümüş, enflasyon gibi etkileri konuşmaya dalsak
da asıl büyük tehlikeler bunlardan kaynaklanmıyor. Suriye’deki SDG yapılanması
ve Trump’ın Kürt liderlerle görüşmesi, bölgedeki ayrılıkçı hareketliliğin
sinyalleri olarak kabul edilmeli. İran’ın iç karışıklığa sürüklenmesi Türkiye
sınırlarını paramparça edecek dev bir göç dalgası ve jeopolitik kırılma anlamına
geliyor. Türkiye geçmişteki hatalarından ders çıkarmalı ve jeopolitiğin her
türlü ideolojinin üstünde olduğunu anlayarak enerji hatlarını ve sınır
güvenliğini en ön sıraya koymalıdır. Suriye’den düzensiz göç tecrübesi ülke
ekonomisinin bugünkü sorunlara ulaşmasında önemli etkenlerden biriydi. Sosyal
olayları, terör olaylarını ve politik sorunlarını saymıyorum bile.
Hasılı, gün geçtikçe işler çirkinleşecek gibi durduğundan artık ciddi bir plana
ihtiyacımız var. Epstein’den ötürü İsrail’in oyuncağı haline gelmiş, tam
teşekküllü bir hastaneden akıl sağlığı hakkında olumlu bir rapor olma ihtimali
olmayan bir adamın, dünyanın en güçlü koltuğuna oturduğu günden bu yana
gerçekleştirdiği ve arka planda başkalarınca tasarlanmış olan faaliyetlerinden
ötürü coğrafyamız her 10 yılda bir olduğu üzere yeniden kan ve baruta bulanıyor.
Üstelik bu seferki ne Irak’ın ne de Suriye’nin hikayesine zerre benzemiyor.
İster komploculuk deyin, ister uygun gördüğünüz başka bir sıfatla tamlayın.
Benim baktığım iki komşu pencereden yani ve tarih ile ekonomi pencerelerinden,
önümüzdeki 10 yıl içerisinde sıradaki hedefin Türkiye olacağı çok net bir
şekilde gözüküyor.
Levent ışık yazıları
[https://www.elipshaber.com/haberleri/makale/levent-isik-yazilari] https://www.elipshaber.com/stratejik-korluk



